Bu sabah uyanıp yatağımdan
kalktığımda güneşin şuaları henüz penceremden içeri girmemişlerdi. Pencere
kenarındaki sandalyeye kurulup alacakaranlıktaki sonbahara hazırlanan bahçeyi
seyrediyordum. Hem erken yatmış olmak hem de beyaz önlüklünün yazdıklarımı sana
ulaştıracağını söylemesi bedenimin kuş hafifliği kazanmasına sebep olmuştu ve
miskin miskin uyumayı kendime yakıştıramadım, içim sana dair umutlarla dolup
taşarken…
Pencere kenarında otururken çok
zaman geçmiş olacak ki, odamın kapısı çalındı. Tahmin ettiğim gibi yine o
gelmişti. Kapıyı açtığımda bu sefer izin istemeden içeri gidi, tepsi ile
getirdiği iki fincan kahvenin kokusu tüm odaya yayılırken soldaki sandalyeye
oturup, tepsiyi hemen sağındaki ahşap sehpanın üzerine koydu. Ben ise güneşin
doğuşunu seyrederken yaşaran gözlerimin, göz kenarlarında oluşturduğu
sertlikten kurtulmak için yüzümü yıkadım ve öyle oturdum karşısına.
Kısa bir süre yüzümü seyretti,
gözlerimin içine dikkatlice baktı ve sehpanın üzerinde duran fincanlardan biri
bana doğru uzatırken, gece huzurlu bir uyku uyuduğuma, mutlu olduğuma
sevindiğini söyledi. Bilirsin, ben kahve
içmeyi hele de sabahları hiç sevmem. Teşekkür edip, fincanı aldım, pencere
kenarına koyarken dün vardığım kanıyı bu sefer ona ilettim ve kendisinin zeki
biri olduğunu söyledim. Nerden anladığımı sorduğunda, insanların gözlerinin
içine bakarak konuşanların saf bir zekâya sahip olduğunu söylediğimde, alt
dudağını eğip, “ilginç bir tespit” dedi sadece.
Gözleri ile fincanı işaret ederek neden içmediğimi sordu. Sebebini
söylediğimde ise çoğu insan gibi zihninin aynı düşünce mecralarında gezindiğini
fark ettim. Hayatımın başlarında bende mi böyleydim bilmiyorum ama yaşadığım
çocukluk döneminin keyfini ve sıra dışılığını hala daha hissettiğime göre hiç
de sırdan ve basit düşüncelerle uğraşmadığımı tahmin ediyorum. Dünya üzerinde
aklı ve düşünceyi saran o sıradanlık perdesini yırtabilen çok az insan var
sanırım.
Lisedeki felsefe derslerini
hatırladım bir an. Hocamız “kavram” kelimesini izah ederken bizden ağaç
göstermemizi istemişti ve biz de tüm öğrenciler olarak okul bahçesindeki çam
ağaçlarını göstermiştik. Göstermiştik ama hocamızın itirazı ile karşılaştık.
Bize dediği şey, onların ağaç olmadığı yani sadece ağaç olmadığı idi.
“Çocuklar, onlar çam ağacıdır, ağaç değillerdir. İşte buradaki ‘ağaç’ bir
kavramdır ve soyut olarak vardır ve genel bir mana ifade eder” demişti. Beynime
yerleşen bu yeni bilgi ile bayramlık alınmış çocuk sevincini yaşadığımı
hatırlıyorum. Bu derslerin birinde hocamız zeka çeşitlerinden bahsetmiş ve
insanda baskın olan zeka çeşidinin farklılık göstereceğini söylemişti. Bunları
daha önce konuştuğumuzda bana “senin içsel zekan çok yüksek galiba” demiştin.
Haklıydın.
Kim bilir belki de insanlar, IQ
denilen sayısal zekaya çok fazla önem verdikleri için hep birbirlerine
benziyordur. Belki de bu yüzden duygulardan ve hislerden bu kadar uzaklardır.
Mozart, da Vinci, Michelangelo, Hafız veya Einstein arasında bir değer
sıralaması yapsak hangisi önde olur, hangisi geride kalır buna kesin olarak
karar veremeyiz, çünkü hepsi de zeki, hepsi de değerli insanlar. Fakat sahip
oldukları baskın zekalarını keşfedip o yolda ilerlemişler sadece. Şimdiki
insanların tek bir zeka çeşidine hapsolmaları bu yüzden hep saçma gelmiştir
bana.
Farkındayım, çok farklı konulara
girdim ve belki biraz da sıktım seni. Kahve içmeyi sevmediğimi söylediğimde,
nezaketen fincanı kabul ettim zannetti ama tam olarak öyle olmadığını
söylediğimde göz bebekleri fark edilir biçimde büyümüştü. İçmesini sevmem ama
kahvenin insanı rahatlatan bir kokusu var. O kokuyu içime çektiğimde, yıllarca
kapı ve pencereleri kapalı kalmış izbe bir evin temiz hava ve gün ışığı ile
buluşma ferahlığını hissediyorum.
Yüzünün değişen çizgilerinden
bir şeyleri düşündüğü belli idi ama o düşüncelerin ne olduğunu ne tahmin
edebilirim ne de ona sorabilirim. Kendi kahvesini bitirdiğinde bugünkü
sohbetimiz de bitmişti. Onunla konuşmak hoşuma gitmeye başladı.
Yazacağım bir şey daha var ama
yazımın kötüleşmesinden de anlayacağın üzere yoruldum. Onu da yarın anlatayım
sana. Anlayışla karşılamanı umuyorum.
Zaten anlayışla karşılarsın…