Beyaz duvarlar arasındayım.
Nereye baksam, odamın duvarlarına, zeminine, tavanına, kapılara kadar her şey
beyaz burda. Ağaçlı bir bahçeye açılan pencere dışında bedenimi hatta ondan
ziyade ruhumu saran şey bile beyaz. Her ne kadar beyaz, umuda çağrışım yapsa
da, dört duvar arasındaki bu hal soğuk rüzgarlara maruz bırakılmış hissi
uyandırıyor bende.
Buraya geleli ne kadar oldu, kaç
zaman geçti bilmiyorum. En son başıma üşüşen beyaz önlüklüleri hatırlıyorum.
Onlarla birlikte buraya geldiğimi düşünüyorum çünkü hala daha her gün iki kere
yanıma gelip sohbet etmeye devam ediyorlar. Aynı kişiler değiller belki ama
onlar da beyaz önlüklü. Eskiden kalma biyoloji bilgilerimle bir yargıya
vardığımda onlar da diğerleri gibi aynı türün başka bir familyasındandır diye düşünmekten
kendimi alamıyorum, belki saçma gelebilir ama davranışlarından, kullandıkları
dile kadar pek çok şeyleri aynı. Benimle aynı kelimeleri kullanıyorlar ama
-hani nasıl anlatsam- aynı malzemeler ile farklı bir yemek yapmak gibi bir
durum bu.
Buraya ne zaman geldiğimi ve
niçin burada olduğumu merak ediyorum ama onlara yani beyaz önlüklülere bunu
sormaya korkuyorum. Bazen insanın içine doğan vehmi şeyler, iradesinin önüne
geçer de yapması gerekeni yaptırmaz, işte öyle bir haldeyim. Soracağım sorunun
kötü bir cevabı olacağı korkusu dilime kilit vuruyor. Ruhumun yorgun olduğunu hissetmemin de bunda
payı vardır elbette ama bu davranışın bende uzun yıllar öncesinde de var
olduğunu hatırlıyorum. Girdiğim sınavların sonucunu öğrenmek istemezdim veya
okul sonlarında verilen karneleri almaya gitmezdim. Bu umursuz bir öğrenci
olmamdan dolayı değildi kesinlikle. Başarılı bir öğrenci bile sayılabilirdim
ama o kötü haber alma olasılığı (sen buna yersiz bir düşünce de diyebilirsin)
benim ayaklarıma pranga vuran ve merakımı örseleyen bir şeydi.
Sana şimdi yazmamın iki sebebi
var aslında; birincisi, kafamı yeni yeni toplayıp, kendimi henüz iyi hissetmeye
başladım. Buraya alışmak, o anlam veremediğim yorgunluğu üzerimden atmak kolay
olmadı. Zaten sen de yazamazdım bana, hem yerimi bilmiyordun hem de ben
okuyacak durumda değilmişim demek ki. Değilmişim diyorum çünkü yazamayacak bir
durumda isem aynı zamanda okuyacak bir durumda da değilim demektir. Neyse…
İkinci sebebe gelince, ben
nerdeyim öğren ve bana da söyle, niçin buradayım, ne kadar süre geçti buraya
geleli. Buradaki beyaz önlüklülere soramadığım soruları sana sorabilmek adına
yazıyorum. Ama düşünüyorum da sen de beyaz önlüklü idin… Yazmaya devam mı etsem
sana, vazgeçsem mi bilemedim…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder