10 Kasım 2014 Pazartesi

1. Yazı


                Beyaz duvarlar arasındayım. Nereye baksam, odamın duvarlarına, zeminine, tavanına, kapılara kadar her şey beyaz burda. Ağaçlı bir bahçeye açılan pencere dışında bedenimi hatta ondan ziyade ruhumu saran şey bile beyaz. Her ne kadar beyaz, umuda çağrışım yapsa da, dört duvar arasındaki bu hal soğuk rüzgarlara maruz bırakılmış hissi uyandırıyor bende.

                Buraya geleli ne kadar oldu, kaç zaman geçti bilmiyorum. En son başıma üşüşen beyaz önlüklüleri hatırlıyorum. Onlarla birlikte buraya geldiğimi düşünüyorum çünkü hala daha her gün iki kere yanıma gelip sohbet etmeye devam ediyorlar. Aynı kişiler değiller belki ama onlar da beyaz önlüklü. Eskiden kalma biyoloji bilgilerimle bir yargıya vardığımda onlar da diğerleri gibi aynı türün başka bir familyasındandır diye düşünmekten kendimi alamıyorum, belki saçma gelebilir ama davranışlarından, kullandıkları dile kadar pek çok şeyleri aynı. Benimle aynı kelimeleri kullanıyorlar ama -hani nasıl anlatsam- aynı malzemeler ile farklı bir yemek yapmak gibi bir durum bu.

                Buraya ne zaman geldiğimi ve niçin burada olduğumu merak ediyorum ama onlara yani beyaz önlüklülere bunu sormaya korkuyorum. Bazen insanın içine doğan vehmi şeyler, iradesinin önüne geçer de yapması gerekeni yaptırmaz, işte öyle bir haldeyim. Soracağım sorunun kötü bir cevabı olacağı korkusu dilime kilit vuruyor.  Ruhumun yorgun olduğunu hissetmemin de bunda payı vardır elbette ama bu davranışın bende uzun yıllar öncesinde de var olduğunu hatırlıyorum. Girdiğim sınavların sonucunu öğrenmek istemezdim veya okul sonlarında verilen karneleri almaya gitmezdim. Bu umursuz bir öğrenci olmamdan dolayı değildi kesinlikle. Başarılı bir öğrenci bile sayılabilirdim ama o kötü haber alma olasılığı (sen buna yersiz bir düşünce de diyebilirsin) benim ayaklarıma pranga vuran ve merakımı örseleyen bir şeydi.

                Sana şimdi yazmamın iki sebebi var aslında; birincisi, kafamı yeni yeni toplayıp, kendimi henüz iyi hissetmeye başladım. Buraya alışmak, o anlam veremediğim yorgunluğu üzerimden atmak kolay olmadı. Zaten sen de yazamazdım bana, hem yerimi bilmiyordun hem de ben okuyacak durumda değilmişim demek ki. Değilmişim diyorum çünkü yazamayacak bir durumda isem aynı zamanda okuyacak bir durumda da değilim demektir. Neyse…

                İkinci sebebe gelince, ben nerdeyim öğren ve bana da söyle, niçin buradayım, ne kadar süre geçti buraya geleli. Buradaki beyaz önlüklülere soramadığım soruları sana sorabilmek adına yazıyorum. Ama düşünüyorum da sen de beyaz önlüklü idin… Yazmaya devam mı etsem sana, vazgeçsem mi bilemedim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder